Biz ki ustasıyız o havalara gomanın! Hayatı, okaliptüsü fazla kaçırmış koala kafasında yaşar; çayı, ince belliden çift şekerli içer; sigarayı ise ancak ve ancak kibritle yakarız. Mübalağayı çılgınlar gibi sever, aklımıza estikçe de yazar-çizeriz muhterem...

18 Haziran, 2011

"Allah Seni Cereyanda Bıraksın!"

"Burayı uzun zamandır boşladım ama artık bi şeyler karalama vakti" sözü bu sayfa için pek manalı olmaz sanırım muhterem zira daha doğru dürüst ele almadım ki sayfayı boşlayayım. Lakin kendime söz verdim; artık fırsatını bulduğum an soluğu burada alacağım. Tamam belki ilk bakışta komik bi durum göze çarpıyor: 3 izleyicim var henüz ama çılgınlar gibi azimliyim ve kalemime güveniyorum işte eci! Hele bi dur bakalım, mutlak surette bi şeyler çıkacak bu sayfadan, sosyal paylaşım sektöründe önümün açılmasını sağlayacak falan...

Pek çok bahane bulabilirim sayfayı yemeden içmeden kesişimle ilgili: Meselaaaa finallerim vardı! Sonraaaa mezun olan arkadaşlarımın baloları vardı! Ondan sonraaa finallerin akabinde bütünlemeler vardı! Şeeyyy bi de "İstanbul'a gidince yardırırım her türlü" düşüncesi vardı! Tabii bunların hepsi olup biterken bi de vazgeçilmezim haline gelen hastalığım vardı. Her şey 23 Mayıs gecesi başladı; halı saha maçımızı izlemeye gelen hatunlara artistlik yapmam gerektiğini düşünmüş olmalıyım ki maç içinde kafamdan aşağı 1 (bir) litre su döktüm! Maç sonrasında da o ıslak kafam ve terli formama -Trabzonspor forması olduğu için pişmanlık duymuyorum :)- hiç bi şekilde müdahale etmeyip bi de üstüne eskilerin tabiriyle cereyanda kalınca şifayı çift lavaşa dürüm ayarında yeyip yutmuş oldum muhterem. O gecenin sabahı öksürük solunumuna geçiş yaptığımı öğrendim; nefes almak yerine öksürmeyi tercih etmişti bünyem. Aslında burnum tıkanmasa ve Gökhan Özen gibi şarkı söyleyebilme yeteneğim ortaya çıkmasaydı öksürüğe çok aldırmazdım. Amma ve lakin ilk anda, olur olmaz yerlerde yaptığım "Innufak at, biraz ufak at da civcivler yesssin" çıkışları çok canımı sıkmıştı. Gerçi itiraf etmem gerekirse sonradan alıştım buna hafız. Hatta Gökhan Özen taklidi yaparak var'olan popülaritemi artırma çabasına bile giriştim ama bunun hata olduğunu anlamam için gereken süre hastalığımın geçmesi için gerekenden daha kısa olacaktı...

Sonuç olarak 23 Mayıs gecesinden bu yana hastayım ve rahatlıkla "Ben böyle çile görmedim" diyebilirim. Hastalığım süresince tam 15 final, 3 bütünleme sınavına girdim, 650 kilometre şehiriçi, 1100 kilometre şehirlerarası yol kat'ettim, 20 tane antibiyotik, 30 tane ne işe yaradığını bilmediğim yeşil hap yuttum, 15 ölçek öksürük şurubu içtim, 11 tane tek lavaşa mayonezsiz tavuk dürüm yedim, 11 tam, 4 az mercimek çorbası içtim, 10 büyük kutu ayran hüplettim, 28 paket sigarayı içime çektim, yaklaşık 61 kere otomobil, 1 kere uçak yolculuğu yaptım, 54 kere tuvalete koştum, 11 kere banyo yaptım, 4 kere camiye gittim - inanmıyorsan kaç cuma günü var say muhterem - iki gün yevmiyeli çalıştım, 227 çay, 32 sütlü, 7 sade Nescafe servisi yaptım, 7 hatundan hoşlanıp bunlarında dahil olduğu 13 hatundan bütün benliğimle nefret ettim, 13 kutu bira, 8 duble rakı, 35'lik bir votka içtim ve muhtemelen binlerce kez öksürdüm ama geldiğim noktanın tek iyi yanı, eskiye nazaran daha az öksürüyor olmam...

Veeee sonuç olarak yaşadığım bunca olaydan çıkardığım dersleri paylaşıp mevzuyu tatlıya bağlayacağım muhterem. Aman deyim böylesi bir hastalık durumuyla çıkışta teke tek kapışırsanız benim yukarıda anlattıklarımın hiç birini yapmayın ve günün birinde hoşnut olmadığınız birisine bi kötülük yapmak isterseniz  "Allah seni cereyanda bıraksın da ciğerlerini üşüt e mi!" diye beddua edin; inanın bana, Ben daha iyisini yapana kadar en iyisi bu...

Hiç yorum yok: