Biz ki ustasıyız o havalara gomanın! Hayatı, okaliptüsü fazla kaçırmış koala kafasında yaşar; çayı, ince belliden çift şekerli içer; sigarayı ise ancak ve ancak kibritle yakarız. Mübalağayı çılgınlar gibi sever, aklımıza estikçe de yazar-çizeriz muhterem...

25 Temmuz, 2011

Ve Hugo, İsmail'in Parmaklarının Ucunda!..



Güzel günlerdi muhterem, umut doluyduk. Okulda öğlenciydim ama yine de sabah erken kalkar ilk iş Bakkal İsmail Abi'den süt ve ekmek alır sonra da kurulurdum televizyon başına- o zamanlar iyi bi öğrenci olduğum için ödevlerimi akşam okuldan gelince çabucak yapardım -. Kanal 6 vardı ozamanlar, HBB'nin olduğuna bile yemin edebilirim. Herneyse, bu Kanal 6'da "Hugo" diye bi program çıkardı ve ben çılgınlar gibi izlerdim o sıfatsız kahramanın ailesini kurtarma çabalarını. Derin duygular beslerdim O'na; çocuk aklımla medeniyet denen şeyin Hugo olduğunu bile düşünürdüm. Zira tek dişi kalmış bu adamın nasıl olupta telefonun 4 tuşuyla sola, 6 tuşuyla sağa gittiğini çözemezdim pek.

O güzel ve umut dolu günlerde Hugo'yu bu denli hayranlıkla takip ederken bugünüme böylesi etkileri olabileceğini hiç düşünmemiştim eci. Hem zaten nasıl düşünebilirdim? O zamanlar kadınların da pipisi olduğunu sanan, sayfalarca ters çatı çizerek yazı yazmayı öğrenen, evinin adresini bilmeyi marifet sanan bi çocuktum ennihayetinde. İlk zamanlar sadece izleyici olarak kalsam da sonraları "Ne var lan 4'e, 6'ya basmakta!" diye düşünüp yarışmacı olmak için telefonlara sarılmaya başlamıştım. Çılgınlar gibi Hugo'yu arar olmuştum ve hatta artık Bakkal İsmail Abi'den ekmek ve süt almaya bile gitmiyordum ballim. Baba olacağım günü hayal etsem Hugo'nun çocukları gibi çocuklar hayal edecek kıvama gelmiş, Cadı Sila'dan en az üst kattaki Pakistan'lı komşumuzdan ettiğim kadar nefret eder olmuştum. Yanlış hatırlamıyorsam hayatımda ilk küfürü de bu afet-i devran cadıya "orospu" demek suretiyle etmiş ve "Ağzına pul biber sürerim" tehditlerinin gerçek olmasını sağlamıştım.



Hatırlayınca tebessüm ettiren anılar bunlar ama neden bugünüme etkisi var ki bu interaktif yarışmanın? Mesela ısrarla aramam gereken bi yer ya da bi insan olduğunda "Arama ismailim. Nasılsa düşemeyecek" diye düşünürüm bilinçaltımdan zeytinyağı misali üste çıkan Hugo anılarımla. Veya Soner Sarıkabadayıdan Pas'ı dinlediğimde aklıma yalnız ve yalnızca Hugo gelir. Ne vakit evdeki telefonun 2,4,6 ya da 8 tuşlarına bassam Hugo'nun bi yerlerde sağa, sola, yukarı ya da aşağı hareketler yaptığını hayal ederim. Hatta bazen bi level daha atlayıp yine aynı tuşları kullanarak Hugo'ya çeşitli danslar bile yaptırırım kendi kafamda...

İşte böyle Hugocan; belki yıllar geçti seni aramalarımın üstünden, belki bi sürü oyun konsollarını kuma yaptım sana ve belki bi sürü bilgisayar oyununda bi sürü karaktere binlerce manevra yaptırdım ama gel gör ki içimdeki 4'le sola, 6'yla sağa, 2'yle yukarı ve 8'le aşağı gitme hayalini bi türlü bastıramadım. Seni ailene kavuşturamamanın mahcupluğunu hala atamadım üstümden ve  Tolga Abi'nin "Veee Hugo, İsmail'in parmaklarının ucunda!" sloganını telefonun ahizesinden duyamamanın hayal kırıklığını onaramadım hiç be adamım. Çıkıp gelsen ve dönsek o günlere keşke lan. Dedim ya oğlum; güzel günlerdi, umut doluyduk.

Hugo! Kahramanım benim...

Hiç yorum yok: