Benim için "efsane" olan Ekmek Teknesi'nin [2002] jenerik müziği olarak da kullanılan bir İncesaz eseri Balat. Parça, yüzümde sebepsiz bir tebessüm oluşturmakla kalmayıp bir de kasedi, müziği ilk duyduğum güne doğru sararak içli bir "Oy oy oooooyyy..." çekmemi sağlıyor muhterem.
Biz ki ustasıyız o havalara gomanın! Hayatı, okaliptüsü fazla kaçırmış koala kafasında yaşar; çayı, ince belliden çift şekerli içer; sigarayı ise ancak ve ancak kibritle yakarız. Mübalağayı çılgınlar gibi sever, aklımıza estikçe de yazar-çizeriz muhterem...
30 Eylül, 2011
29 Eylül, 2011
"Katil - mp3"
...Ölmüştü! Emin değildim ama herhangi bir insan artık yaşayamazdı İtiraf etmeliyim ki tam olarak tasarladığım gibi değildi ama ölmüştü işte! Sağ gözünün yerinde, içinde kurtcukların debelendiği, çürümüş ve ezilmiş bir poşet vişne vardı şimdi. Neyse, daha fazla yormayayım zihnimi; zaten bir adam öldürmüştüm! Tekrar ve daha dikkatli baktım da sağ gözünün yerinde, içinde beyin parçacıklarının yüzdüğü kandan bir havuz vardı ve o kadar güzel görünüyordu ki bu manzara, cesedini yüzüstü çevirmeye kıyamadım. Bu güzel görüntü karşısında yapılabilecek en karizmatik ve tabii ki en klişe hareket bir sigara yakmak olurdu ama Allah'tan ben zevkli bir adamdım ve sigaramı Kanlıca'da içmeye daha tetiği çekmeden karar vermiştim...
***
...Hızlıca içeri sızdım dersem abartmış olurum. O sırada eve, kahveden çocukları toplayıp dalsam İstik'in ruhu duymaz, gözü görmezdi. Rahatça içeri girdim. İstik'i kolundan tutup, karşıma oturmasına da yardım ettim. O'na sormam gereken bir soru vardı ama adamın zili duyması ve bir de bunun üzerine kapıyı açması bile başlı başına bir mucizeler tamlamasıydı zaten. Ayılmasını beklemeye ve hatta bu süreci hızlandırmaya karar verdim. Bir kaç klasik yönteme başvurduktan ve bir kaç saat bekledikten sonra kendine gelir gibi oldu bizim koala. Artık sorumu sorup, icabına bakabilirdim.
-Ahmet!
-İstik Ahmet, bilederim!
Adam konuşmuyor, kendi kendine "Fransız öücüğü" veriyordu adeta ama yine de bu düzeltmeyi yapabildiğine göre epeyce ayılmıştı.
-Geçen sabahki poğaçaları nereden almıştın lan?
-Davul Fırın'dan almıştım bilederim!
-Hala açık mı lan orası?
-Açık tabi bilederim.
Sırf bana, "bilederim" dediği için bile ölmeyi hak ediyordu bu adam! Silahımı, mermi sağ gözünden çıkacak şekilde dayadım kafasına - tamam plana uymayacaktım ama bu planın bi parçasından ziyade bir fantaziydi - ama hemen geri çektim: Kapı zili geldi aklıma ve düşündüm ki bir insanın ölmeden önce duyduğu son melodi, o boktan şey olmamalıydı. Cebimden telefonumu çıkardım ve İstik Ahmet için son bir şarkı çaldım: Murat Kekilli - Bu Akşam ölürüm! Şarkının bitmesini beklemeden tekrar silahımı, mermi sağ gözünden çıkacak şekilde kafasına dayadım, cinayet sigaramı cesedin başında değil de Kanlıca'da içme fikrini saliseler içinde düşündüm, onayladım ve DİKŞIN! Oturduğu yerden öne doğru fırladı ama tuhaf şekilde sırtüstü düştü yere. Ben bu işlerden pek anlamam ama ölmüştü...
***
...İşte şimdi kapının önündeyim. Yol umduğumdan kısa mı sürdü ne? Buraya gelene kadar hazır olacağımı düşünmüştüm ama seçtiğim şarkılar pek işe yaramadı anlaşılan. Bir de arabayı hızlı sürdüm galiba! Neyse ya hu arabayla gelişim de plana dahil değildi zaten. Daha bir saat önce kusursuz bir planım olduğunu düşünüyordum ama şimdi dev gibi tereddütlerim vardı. Evdeki hesap, olay mahalline uymuyordu sanırım! Eldiven takmak dışında planın geri kalanına uymama kararı aldım bir anda. Susturucuyu da kullanmayacaktım! Eğer "İstik" Ahmet ölecekse, en gürültülü şekilde ölmeliydi. Merdivenleri hızlıca çıkacaktım aslında ama bugün üşengeçliğim üstümde; asansörü çağırdım, geldi, bindim, bozulan "5" tuşunun yerine "B"nin koyulduğunu anlayıncaya kadar bir süre arandım ve bir kaç saniye sonra İstik'in kapısında buldum kendimi. Kapının önündeki "Hoş Geldiniz" yazılı paspasın bana özel olduğunu düşünüp tebessüm ettim. Vay be! Ne kadar da soğukkanlı bir katil adayıydım! Zile uzandım: Dını nı nı nı nı nı nı nıııınnnn dını nı nııınnnn dını nı nııınnnn... Düşündüm de bir insanın ölmeden önce duyacağı son melodinin bu saçma-sapan kapı zili olması çok acıklıydı sahiden. Kapı öyle hızlı açıldı ki düşünmeyi yarıda kestim! İstik Ahmet, puantiyeli baksırı ve okaliptüsü fazla kaçırmış bir koalanınkilere benzeyen gözleriyle karşıladı beni. Hızlıca içeri sızdım dersem abartmış olurum....
***
...Planımı son bir kez gözden geçirdim: İstik'in evine yürüyerek gidip, evden koşarak uzaklaşacaktım, saat geç olacağı için apartmandaki ruh hastası komşuları kıllandırmamak için asansörü kullanmayacaktım, İstik'in bana karşı koymaması mucize olacağından O'nu en kısa sürede etkisiz hale getirmek için eter kullanacaktım, mermiyi sağ gözünden çıkaracaktım ve İstik yüzüstü yere mıhlanacaktı! Eldivenler yanımda, susturucu cebimde, cinayet sigarasını da aldım ve işte intikamım için hazırım!
Hızlıca bir kaç bardak çay içtikten sonra evden çıktım ve yürümeye koyuldum. Lakin hava kutup ayıları için bile soğuktu! Ziyadesiyle üşüdüm ve muhtemelen bu yüzden yol gözümde büyüdü. Geriye dönüp arabayı almaya karar verdim. Sonra düşündüm ki madem bir cinayet işleyeceğim ve madem olay mahalline arabayla gidiyorum, bari güzel bi CD yapayım da, gidene kadar katil havasına bürüneyim! Hızlı adımlarla eve döndüm, ayaklarım ağrıdı biraz ve bu yüzden bi beş dakika dinlendim. Sonraki beş dakika içinde "Katil - mp3" hazırdı: The Godfather - Main Theme, Clint Mansell - Lux Aeterna, Vangelis - Last Mohican, Eric Serra - Noon ve Zack Hemsey - Mind Heist. Soğuk çaydan bir bardak daha içtim ve bu kez arabayla yola koyuldum. Şarkıların verdiği coşkuyla beraber gazla hareket etmeye devam edersem gaz pedalımın duvarlardan geçebildiğini de iddia edebilirdim pekala! Çok geçmeden vardım, arabayı sokağın başında bıraktım ve hızlı adımlarla İstik'in oturduğu apartmana doğru ilerledim. İşte şimdi kapının önündeyim...
***
29 Eylül Perşembe, 01:47
Onüç dakika sonra hayatımın averajını - en azından - sıfırlamak için yola çıkacağım! Aynı mahallede büyüdüğüm, mahalle maçlarında kaptanım bildiğim, kızlara sataşırken yanımdan ayırmadığım, meybuzumu paylaştığım, sokağa çıkabilsin diye annesinden izin aldığım, "Karakutu"yla oynayabilsin diye evime davet ettiğim Ahmet, sağ gözümü kör edeli bir kaç sene olmuştu. Ortak taso ve misket havuzumuz bile vardı ya hu milletten "keptiğimiz" taso ve misketleri burada biriktirdik. Sonraları koptu gitti bu Ahmet. İstiklal Caddesi'ne çok takılıyor diye bizim mahallenin çocukları "İstik" lakabını taktılar elemana, öyle de kaldı zaten. İstanbul'da doğup büyümesine rağmen o İzmir ağzını bi türlü bozmadı ama işin aslı bu kör etme mevzusundan sonra kulağımı tırmalamaya başladı bana "Bilederim" demesi. Hoş bugüne kadar inanıyordum olayın kaza olduğuna ama gel gör ki sabah uyandığımdan beri İstik'in bu işi bilerek yaptığını düşünüyorum. Sonuçta insan, bir başka insanın gözüne tuzruhunu nasıl boca edebilir ki!? Zaten çocukluktan beri takmıştı gözlerime: Renklilermiş, çok güzellermiş, kızlar hasta oluyormuş, falan-filan... Yok ya hu kesin bilerek yaptı bu işi. Bu ilgilenmeleri, gelip-gitmeleri de hep bu yüzden kesin. Olaydan sonra biz, mahalleden taşınmamıza rağmen yanıma uğramaya hiç üşenmedi. Geçen sabah poğaça getirmiş mesela. Kötü de bi çay yaptı yanına. Yedik, içtik, eskilerden konuştuk... Ama bu sabah bi acayip açtım gözümü: İstik'i öldürmenin planlarını yapıyorum saatlerdir! Planımı gerçekleştirmek için gereken susturucu, eter ve eldiven gibi şeyleri almıştım bile. Bu işte ciddiydim, İstik Ahmet ölecekti! Çayın iyice dem almasını beklerken ben de planımı son bir kez gözden geçirdim...
28 Eylül, 2011
Gaipten Gelen Ses
"Bir Onur Ünlü Filmi Daha" geliyor (Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi) ve bu yeni filme hazırlanmanın en iyi yolu diğer Onur Ünlü filmlerini tekrar izlemektir. Bu aktiviteyi yaparken de Polis'in [2006] bu güzel ve manalı sahnesini gözardı etmek olmazdı.
Bir insanın hayattan ümidini kestiği bir anda silkenip kendine gelmesini sağlayacak yegane ses bu olurdu sanırım muhterem...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
