-Saat kaç muhterem?
-Saat kolunda abi!
-Güzel, çalışıyor. Bebek kalabilir...
-Ne bebeği lan?
-Sen "Gitt" olursun da ben "Mike" olamaz mıyım oğlum?
-Ha o anlamda.
-Oradan bi kaç tahta daha versene, şu ateşi coşturayım.
-Tahta mı?
-Tahta tabi! Zoruna mı gitti?
-Abi rolleri mi değiştik ya hu hayırdır? Burada saçma cevapları ben veririm ki sana hiç yakışmıyor saçmalamak.
-Belki saçmalamaya programlanmışımdır?
-Yeter la, kalkar giderim bak!
-Tamam muhterem tamam. Kaliteli saçmalamak da meziyetmiş, onu fark ettim şimdi.
-Sende komedyen istidadı yok abi. Sakın kalabalık ortamlarda böyle işlere kalkışma.
-Tamam la uzatma mevzuyu. Saat kaç?
-Her an değişiyor abi.
-Şu an kaç mesela?
-Tam söylüyordum ki bi dakika daha ileri attı be abi. Şimdiyi mi merak ediyorsun, az önceyi mi?
-Asıl merak ettiğim, seninle ne zaman ciddi sohbet edebileceğimiz!
-Saatleri kendine şahit tutma be abi; ya yirmi geçersin O'nu ya da yirmi varsındır O'na...
-Esaslı laf ettin lan.
-Buradan alıp-yürümeyecez değil mi abi?
-Sen isteyince çok mantıklı konuşabiliyorsun aslında biliyor musun?
-Ben zekiyim ama ders çalışmıyorum ya hu.
-Bak, normale dönüyoruz yavaş yavaş. Ver bakalım bi cigara daha.
-Veririm ama şu "yenge" mevzuundan bahset biraz?
-Tamam la tamam. Elbet muhabbet oraya gelecek zaten.
-Dal bi yerden işte.
-Durumlar karışık muhterem. Lakin şunu söyleyebilirim: Varlığının tiryakisi, yokluğunun delisiyim.
-Anlamadım abi?
-Sevdalılar beni anlar kardeşim.
-Haaa... "Sevgim yüce dağlar kadar" diyorsun yani?
-"İçerimde volkan kaynar" deyu eklemeyi de ihmal etmiyorum.
-Volkan dedin de abi, Eyjafjallajökull geldi aklıma.
-O neydi lan?
-Hani İzlanda'da yanardağ patlamıştı da cümle "eski dünya"yı volkanik bulut kaplamıştı falan. İşte o yanardağın ismi Eyjafjallajökull'dü abi.
-O neymiş lan öyle, messenger'da güler gibi.
-Abi o espriyi yapmadın varsayıyorum.
-Varsaymıyorsun muhterem, geyiğe "varsarıyorsun" yine-yeni-yeniden!
-Volkan falan deyince işte bird...
-Neyse şimdi bırak volkanı-molkanı da bi bardak daha doldur kötü çaydan, dibini de dökme. Bi de saat kaç, onu söyle?
-Bir yürek, bir yürek, kutuda, tık tık...
Korkarım, saat kaç diye bakamam.
Son vapur kalkarken atlayamadık,
Kapılar kapandı, vaadeler tamam...
-N'apıyorsun oğlum sen?
-"Saat Kaç'ı söyle" demedin mi abi?
-Sen n'aptın peki?
-Necip Fazıl'dan okudum abi işte.
-Saçmalama konusunda kendini aştın adamım. Mecalim olsa ayağa kalkar alkışlardım seni.
-Eyvallah abi.
-Necip Fazıl dedin, yengen geldi aklıma yine.
-Yuh abi, nasıl bağladın?
-Daha bağlayamadım lan.
-Mevzuyu diyorum ya hu. Bi de bağlamak falan hoş değil sevdalık hikayelerinde.
-Lafın gelişi be oğlum. Yoksa lgatımızda yoktur.
-Necip Fazıl diyordun, yengen diyordun?
-Gözlerimi, gözlerine saplasam ve
Sen, kaçan ürkek ceylansın dağda,
Ben peşine düşmüş bi canavarım!
İstersen dünyayı çağır imdada;
Bi Sen varsın dünyada, bi de ben varım!
desem...
-Kaçıyor mu senden?
-Oraya da gelecez. Hele bi çay daha doldur, bi cigara daha ver. Ha bi de saat kaç?
-Uyuyorum Edi, kalkıp saate bak!
-Yuh lan! Susam Sokağı da nereden geldi şimdi aklına?
-Senin bu saati sormaların benim kafamı açıyor abi.
-Kermit vardı lan, hatırladın mı?
-Söylesene söylesene söylesene Kermit!
-Hah işte sen, o Kermit'sin kardeşim.
-Doğru tespit abi. Mesela Ninja Kaplumbağa olsam, Mikelanjelo olurdum.
-Senden Müfettiş Gecıt bile olmaz lan!
-Eee abi kaçmaktan falan bahsediyordun?
-Kaçıyor işte oğlum. Hani dedin ya "Ya yirmi geçersin O'nu ya da yirmi varsındır O'na.." deyu, işte O, buçuk gösteriyor. Otuz mu geçiyor, otuz mu kaldı anlamak mümkün değil...
-Bi nevi araf diyorsun abi?
-Araf dediğin bi kum tepesi be muhterem. Tırmanmaya çalıştıkça aşağı kayıyor insan.
-Kum tepesi dediğin nedir ki abi? Yukarı çıkmaya çalışacağına, O'nu aşağı indirmeyi denesen, bu mevzu hallolur.
-Biz çoğu zaman beraberiz de sen hangi ara kitap okuyorsun lan?
-Evveli hayatta çok okumuşluğum vardır kardeşim, bakma boşladık şimdi.
-Vadideki Zambak'ı okudun mu muhterem?
-Okudum tabi la.
-Ben ona başladım ama ağır geldi, okuyamadım la.
-Ben de ilk 50 sayfada zorlandım biraz. Ama sonra sonra alıştım diline, bitirdim. Çok da başarılı kitaptır.
-Helal olsun lan sana.
-Eyvallah abi.
-Sende varsa bi ara getir de okuyayım. Merak ettim şimdi... Bu arada saat kaç?
-Sana kaç lazım abi?
-Dibe vurdun şu anda.
-O kadar çok soruyorsun ki mereti, sana elzem bi saat var demek ki abi?
-O kadar çok sormama rağmen tuhaf cevaplar vermekte güçlük yaşamıyorsun ya vallahi bravo muhterem.
-Benim olayım bu abi, biliyorsun.
-Peki benim olayım nedir burada?
-Senin olayın "Söğüt" olmak.
-Nasıl yani?
-Bi yerlerde okumuştum, hatırlamıyorum şimdi. Söğüt, çam ağacına sevdalıymış abi. Lakin çam öyle asil, öyle gösterişli, öyle güzelmiş ki, bizim söğüt yanına yaklaşamazmış çamın. Böyle böyle bükmüş boynunu, böyle böyle mezarlıklara yakıştırmış kendini.
-O kadar kötü mü görünüyorum oğlum?
-Yok be abi takılıyorum işte. Senden söğüt olmaz zaten. Ama sığırcık da olmaz.
-Yani?
-Yani çöz bu işi, git ardından ummanlara değin.
-Eyvallah muhterem. Kafa açtın benimle falan ama iyi de geldi sohbetin.
-Ee abi saat kaç?
-Hemen gevşe zaten!
-Ya hu her sohbette "Saat kaç" deyu deyu beynimi kemiriyorsun. Bi kere de ben soruyorum işte?
-Burada saatleri ben sorarım muhterem! Saat kaç?
- Tilki tut!
-Biliyor musun lan o oyunu?
-Bilmiyormuş gibi mi görünüyorum?
-Öyle ya, tilkilik tecrüben had safhada.
-Evelallah abi.
-E hadi o zaman inceden Nevzat Amca'nın oraya kayalım., güzel bi "PoğaÇay" yapalım.
-Ben de bu anı bekliyordum abi. Bildiğim tek vakit budur!
-Sen şimdi "Aman verme, bildiğin yolda yürü. Olur bu iş" mi diyorsun?
-Başka türlü hiç olmaz diyorum abi. Şu necip Fazıl'dan okuduğun dörtlüğün devamı var mı?
-Seni korkutacak geçtiğin yollar,
Arkandan gelecek hep ayak sesim.
Sarıp vücudunu belirsiz kollar,
Enseni yakacak ateş nefesim.
Kimsesiz odanda kış geceleri
İçin ürperdiği demler beni an!
De ki: Odur sarsan pencereleri,
De ki: Rüzgar değil, odur haykıran!
Göğsümden havaya kattığım zehir,
Solduracak bir gül gibi ömrümü.
Kaçıp dolaşsan da şehir şehir,
Bana kalacaksın yine son günü...
deyu devam ediyor kardeşim.
-Harbi çok sağlammış ya hu. Sen bunu yengeye oku abi, olay tamam.
-Kafa açar ifadeyi gördüm yüzünde yine?
-Aynen öyle abi!
-Şiir okuttun lan bana! Bak gülüyor bi de!
-Çok başarılıydın abi. Böyle Yılmaz Erdoğan ile Bedirhan Gökçe arası bi tarzın var.
-Tamam oğlum tamam, kalk gidelim. Şiiri de hiç ettin zaten...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder