Bu cümleyi öyle yüksek bi sesle kurmuştum ki mekandaki cümle müşteri taifesi bana hak vermek zorunda kalmış ve çay kaşıklarını, bardaklarının üzerine köprü yapmışlardı. Yılın en iyi çıkış yapan müşterisiydim adeta! Pişman değildim biliyor musun güzel kardeşim; İstanbul'a geldim geleli şöyle adam akıllı bi çay bile içememiştim ki "tazeletmek" de şöyle dursun...
-Tamam Oğuz, sakin ol. Limonlu soda söyleyeyim sana?
Fikret bu bizim, Köse Fikret! Eskiden öyleydi en azından ama şimdi benden çok sakalı var kansızın! Sağ olsun alakadar oldu benimle buralarda. Mahallede bi tek o kalmış sanırım, başka tanıdık yüze denk gelmedim...
-Söyle Fikret, çaydan hayır yok nasılsa.
-Adamım sen sıkma limonlu soda getir iki tane... Gerilme bu kadar Oğuz ya hu. Zamane kafeleri böyle işte.
-Ciddi manada alakamı cezbediyor bu çaya tomurcuk ekleme hadisesi Fikretcim. Sağ olsun işletmeciler de hayli ısrarlılar bu hususta. Üstlerine gitme hızını biraz artırırsan, "radara yakalanmış şoför gerginliği" bile yaşatabilirler insana. Bazen iş o raddeye geliyor ki "Bak kardeşim, aslında tomurcuk, çaydan daha evvel icat edilmiştir" diyecekler deyu tedirgin olup, ani bi vites değişikliği ile şanz... Neyse ya hu meselemiz bu değil, şişirmeyim şimdi kafanı...
-Yarın bi yere getireyim ben seni Oğuzcum, oranın çayı güzeldir.
-Şimdi gidelim Fikret?
-Şimdi geç oldu be Oğuz; sodaları içer kalkarız.
-Eyvallah Fikret, sen nasıl dersen.
-E anlat bakalım Oğuz; nasıl buldun mahalleyi, değişmiş mi?
-Çok değişmiş Fikret. Sen bile çok değişmişsin be kardeşim. "Köse" diye dalga geçerdik biz seninle ya hu şu sakala bak hele!
-Sen de yaşlanmışsın be Oğuz? Hani nerede o halıfleks gibi saçlar? Demiştik sana o kadar sürme o jöleyi!
-Jöleyle alakası yok be Fikret, askerde döküldü meretler. Ektireyim dedim ama çim adama benzemekten korktum ya hu.
-En iyisi doğal hali zaten Oğuz, iyi ki vazgeçmişsin.
-Sen n'apıyorsun, ne ediyorsun buralarda Fikretcim?
-Aynı be Oğuz. Bırakamadık buraları. Sokak çocuğuyduk, büyüdük, semt adamı olduk.
-Çıkmadın mı hiç başka yerlere Fikret? Buralarda ömür geçmez ki be kardeşim?
-Bu semtin bi kokusu var be Oğuz; ekmek gibi, guymak gibi bi kokusu var. Anladım ki o kokuyu almadan olmuyor...
-Eskilerden kimse kaldı mı Fikret?
-Yok be Oğuz, nerede!?
-Bizim çocuklardan haberin var mı peki Fikret?
-Bi fırtına tuttu bizi, deryaya kardı Oğuz. Herkes kendi dünyasını kurdu ama ara-sıra haberleşiriz bazılarıyla.
-Piç Selim'den haberin var mı mesela Fikret?
Piç Selim... Hakikaten mahallenin en fırlama çocuğuydu bu Selim. Girip-çıkmadığı ev, dövmediği çocuk, çalmadığı misket, aynasını kırmadığı araba yoktu vicdansızın. Bi keresinde şaka yapacam deyu elimde torpil patlatmıştı da babam evire-çevire dövmüştü bizim Piç'i. Sigaraya da yine bu velet yüzünden başlamıştık ekip olarak...
-Ohooo bizim Piç aldı yürüdü Oğuz. Herifin altında 4+4 arabası bile var, düşün işte.
-4x4 olmasın o Fikret?
-Çarpım tablosuyla hiç aram olmadı be Oğuz, bilirsin.
-Bilmem mi be Fikret? Vay be demek Piç Selim öyle oldu diyorsun ha?
-Aynen öyle Oğuz. Nasıl patlatmıştı ama elinde torpili?
-Sorma ya hu. Bi de Baggio Kazım'ın Nintendo'sunu kırmıştı bak, onu da hiç unutmam Fikret.
-Boşuna piç demiyorduk adama Oğuz. Kazım'ın teyzesi getirmişti hem de o aleti ta Almanya'dan. O da çok büyük olaydı ya hu mahallede.
Baggio Kazım... Enteresan bi çocuktu bu Baggio. Sadece teyzesi Almanya'dan geldiği zamanlar sokağa çıkardı, hatta biz onu "Almancı" bile zannederdik bi ara. Teyzesinin getirdiği hediyelerla bize hava atardı eleman. Hey gidi be, Nintedo'yu görünce bi heves Atari istemiştim babamdan da neredeyse evden kovuluyordum. Almanya'da yaşayan teyzesi, neden bu çocuğa Roberto Baggio forması getirmişti, onu bi türlü anlayamadık yalnız muhterem.
-O n'apıyor peki Fikret, var mı haberin?
-Baggio Almanya'da Oğuz! Teyzesinin çoluğu-çocuğu yoktu işte bizim elemanı evlat edindi gibi bi şey.
-Vay be harbiden Almancı oldu ha Fikret.
-Aynen öyle Oğuz.
-Peki Memik Dayı yaşar mı Fikret?
Memik Dayı... Güzel adamdı Memik Dayı. Biraz saftı ama kimseye zararı yoktu en azından. Ya da var mıydı ya hu?.. Bi keresinde şey yapmıştı: Bizim bi araba vardı, motoru sürekli hararet yapardı. Memik Dayı da duymuş bunu. Geldi, babamdan arabayı aldı "ben hallederim onu" diyerekten. Sonra baktık ki radyatöre çay doldurmuş adam. Bi de diyor ki "çay harareti alır". Böyle bi adamdı işte...
-Hah işte bak bi o kaldı o zamanlardan Oğuz.
-Hatırlıyor musun Fikret bizim arabanın radyatörüne çay doldurmuştu "çay harareti alır" diye?
-O olay efsane be Oğuz, nasıl unutulur. Sen şeyi hatırlıyor musun? Hani sokağın başındaki bakkalın kızı intihar etmişti de bu Memik Dayı, cenazede adamın yanına gidip "Üzülme be gardaş, sana kız mı yok?" demişti.
-Ya hu bak sen söyle hatırladım. Hakikaten efsane adamdı be Fikret. Buralarda mıdır? Bi görseydim onu.
-Bi kaç zamandır görmedim be Oğuz. En son gördüğümde komşu arıyordu!
-Ne komşusuymuş o Fikret?
-Ya hu anlatmasına kredi çekmiş bizimki Oğuz, ev almak için. Sonra bi yerde "Bu zamanda ev almayacan, komşu alacan" lafını duymuş. Önüne gelene "Bildiğin, krediye uygun komşu var mı?" sorup duruyordu buralarda.
-Desene hala efsane bi adam. Peki Pamuk Mustafa n'apar Fikret?
Pamuk Mustafa... Pamuk gibi çocuktu bu muhterem. Yaramazlık yapmaz, bağırmaz, çağırmaz, acayip sevimli bi şeydi. Herkes severdi Pamuk'u. Bayramlarda en çok şekeri ve harçlığı o toplardı mahallede. Ama hakkıydı ya hu az mı bakkala-çakkala gitti millet için. Garibim kimsenin bi dediğini iki etmezdi ki...
-Ah be Oğuzcum, keşke hiç girmeseydin o konuya. Pamuk rahmetli oldu.
-Yapma be Fikret! Nasıl oldu öyle ya hu? O çocuk bizden de küçüktü değil mi?
-Küçüktü tabi Oğuz. Genç yaşta evlendi Pamuk, kendi gibi de bi oğlu olmuştu maşallahlık. Sonra beyin tümörü yedi bizim Pamuk'u. Öylece göçtü-gitti işte. O öldükten sonra da karısı çocuğu da alıp memleketine döndü.
-Vay be. Çok üzüldüm o çocuğa be Fikret.
-Hayat işte Oğuz. Bizim n'olacağımız belli mi sanki?
-Doğru diyorsun Fikret. Keşke hepimiz Pamuk gibi hatırlanabilsek... Bana müsaade artık.
-E hani bende kalacaktın bu akşam Oğuz?
-Yok be Fikret, gideyim ben en iyisi. Seni gördüğüm iyi oldu ama mahalleyi eskisi gibi de hatırlayamayacam artık.
-Sen bilirsin Oğuzcum, ısrarcı olmayayım.
-Eyvallah Fikretcim. Çok sağ ol her şey için. Bakarsın bi 20 sene sonra yine yolum düşer buralara.
-O zaman kimseyi bulamazsın muhtemelen Oğuz.
-O zamanı ben de görmeyebilirim be Fikret. Hakkını helal eyle sen, bi daha ya kısmet...
-Helal-i hoş olsun be Oğuz, ne demek.
-Haydi Allahaısmarladık Fikret. Karıncayı incitme dostum...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder