Biz ki ustasıyız o havalara gomanın! Hayatı, okaliptüsü fazla kaçırmış koala kafasında yaşar; çayı, ince belliden çift şekerli içer; sigarayı ise ancak ve ancak kibritle yakarız. Mübalağayı çılgınlar gibi sever, aklımıza estikçe de yazar-çizeriz muhterem...

31 Aralık, 2012

Sene '95...






Sene '95. Muazzez, tüylü kıyafetleri ile karşıma geçmiş abuk-subuk el-kol hareketleri yaparak beni hipnotize etmeye çalışıyor. Bakıyorum. Anlamlandıramıyorum. Neden sonra fark ediyorum ki televizyonun sesi kısık. Bi zahmet oturduğum yerden kalkıyorum. Uzaktan kumanda edemediğim televizyona yaklaşıyorum. Aksilik bu ya, teyzemlerin emektar Grundig'in "V+" düğmesi zor "basıyor". Neyse ki hazırlıklıyım. Yirminci zorlamada nihayet dört "kutu" açıyorum meretin sesini. Muazzez'in eli-kolu konuşmaya başlıyor. Diyorlar ki, huysuz ve tatlı kadın. Ses var ama anlam hak getire. Bu ne lan, diyorum kendi kendime. O zamanlar öyle ulu orta, bu ne lan, diyemiyorum. Annem duysa çok kızar muhterem. Zaten daha bi kaç gün evvel "bok" dedim diye, kaç zamandır kızınca önüme sürdüğü ve benim bi blöf olarak görüp de artırdığım "ağzına biberi sürünce görürsün" tehdidini eyleme dönüştürdü. Şimdi bi de "lan" dedim diye yanmasın lan ağzım. Tabi bu sırada Muazzez'in eli-kolu devam ediyor. Şarkılar seni söyler, dillerde nağme adın, diyor. Bu kez manasal bi kıpırdanma olsa da - bizim yan komşunun kızı var, Nağme. - yine bi yere bağlayamıyorum. Sıkılıyorum. Kanal değiştiriyorum hazır Grundig'in yanına kadar gitmişken. İşte Serdar Ortaç! Karabiberim, diyor. Bak onu biliyorum işte. Birazdan kızın göbeğinden zeytin yiyecek bizim hayta. Biraz evvel kahvaltı masasında hiç dokunmadığım zeytinler geliyor aklıma. Göbekten olsa bende yerim lan, diyorum yine kendi kendime. Malum annem...

Çocukluğa dair her anıda olduğu gibi burada da aradan yıllar geçiyor. Aynı sözleri yine duyuyorum, huysuz ve tatlı kadın. Rakıyı tazeliyorum. Bi sigara daha yakıyorum. Anlıyorum lan bu sefer. Annem lan dediğimi duysa kızmaz artık. Amma ve lakin rakıyı ve sigarayı bilmesin muhterem. Kızmakla kalmaz. Analık hakkına biber sürer. Yalnız bu kez Muazzez söylemiyor. Söylemesin zaten ya hu. Tüyler dikkat dağıtıyor. Anıdan günümüze geçen zaman öğretiyor "huysuz ve tatlı" kadını. Hem de öyle okullardaki gibi kitaptan teorik bilgi olarak değil bak. Bizzatihi yaşatarak öğretiyor. Pratik bilgi can yakar. Rakıyı tazeler. Kibriti tutuşturur. Sigarayı yakar... Sahi Grundig nerede şimdi? Led TV'ye çatal takınca Muazzez çıkmıyor be muhterem.

***

Sene '95. Muazzez, tüylü kıyafetleri ile karşıma geçmiş abuk-subuk el-kol hareketleri yaparak beni hipnotize etmeye çalışıyor. Bakıyorum. Anlamlandıramıyorum. Neden sonra fark ediyorum ki karşımdaki Zeki olsa ve böyle bir kara sevda kara toprakta biter, dese yine anlamlandıramazdım. Ölümü neden o kadar olay olmuştu mesela? Onu da anlamamıştım. Var'olsun zaman onu da anlattı. Sağ'olsun anlatırken çay söyleyip sigara da uzattı. Sanırım beni sigaraya zaman başlattı muhterem. Kötü arkadaş işte n'aparsın... Ne vakit bi rakı şişesi açsam, içinden Zeki de çıkar şimdilerde. Ağlama, olmaz mahzun. Gülerek bak yarına, der. Zaman bunun nasıl yapılacağını henüz öğretmedi. Öyle her şeri bi anda anlatmıyor mel'un. Kötü arkadaş işte n'aparsın... Zeki'ye hak verdiğim anlar oluyor ama. Hakkını yemeyeyim şimdi. Lakin yanıldığı bi yer var. Geriye dönüp de orayı düzeltirse çok sevinirim. Bazı sevdalar yeşl'olur ve yeşile çalar renkteki toprakta biterler...

***

Sene '95. Muazzez, tüylü kıyafetleri ile karşıma geçmiş abuk-subuk el-kol hareketleri yaparak beni hipnotize etmeye çalışıyor. Bakıyorum. Anlamlandıramıyorum. Neden sonra fark ediyorum ki bi de Müzeyyen var muhterem. Hanımefendi musiki icra ederken kendisine eşlik etmek ne büyük zahmettir. Ya ben ona geç kalırım ya da o bana çok erken. Lakin zaman vasıtası ile tanıştığım insanlar arasında en iyi kendisini anlarım. Dalgalandım da duruldum, der. Ben sakinleşirim. Kimseye etmem şikayet, der. Ben susarım. Benzemez kimse sana, der. Ben gözümde canlandırırım. Hele hele, titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime, der. Ben sigara yakarım. Titrerken hayal kuramaz insan. Görüntü karıncalanır. E kafama çatal takınca da Müzeyyen çıkmıyor be muhterem...

***BİTTİ***

Hiç yorum yok: