Çay ocağının bahçesinden içeri girerken, her zaman yaptığı gibi, afili bir selam savurdu: Selamünaleyküm! Lakin her zamanki cevabı alamadı. İnsanlar ne kadar ahmaklaştı, diye düşündü bu beklenmedik sükunet karşısında. Bu saatte uyunur mu lan, diye de parladı! Güne o kadar erken başlamıştı ki, sarmaşıklı çay ocağının kedisi bile ortalarda yoktu. Bari kedi olaydı lan! Hem bu kedinin buradan başka gidecek yeri de mi vardı? Bi keresinde kediyi karşısına alıp "Bak cancağızım, bu bahçenin dışında çok acayip bi dünya var. Sana benzeyen bi sürü hanımkız var o dünyada. Böyle, mır mır, dolaşıyorlar ortalıkta. Kucaksız yapamıyorlar falan. Yo hayır, dişi kedilerden bahsetmiyorum. Ben aslında senin ufkunu genişletmek niyetindeydim ama nasıl olduysa dert yanmaya başlamışım yine. Neyse işte, arada bir çık bu bahçeden boncuk." demişti de, Zuluf pek umursamamıştı onu. Hatta o konuşurken, bıyıklarını falan düzeltmekle meşgul olmuştu...
Tuhaf anılarını yad etme işinden kurtulmaya çalışıyordu ki Ömer Abi daldı bahçeden içeri: Bi isteğin var mı delikanlı? Bakışlarını kendisi ve Ömer Abi'den başka kimsenin olmadığı bahçede dolaştırdı, şapşal bi tebessümü duvar kağıdı yaptı suratına ve kafasını üç kere yeniledikten sonra doğru çalıştırarak o hep kurmak istediği cümleyi dillendirdi nihayet: Herkese benden çay! Ömer Abi pek gülmedi bu cevaba ama gönül adamlığı sıfatına yakışır şekilde "herkese" de çay getirdi. Çift şekeri çayına katık edip de karıştırdığı sırada eski bir dostu girdi bahçeden içeri: Selamünaleyküm kardeş! Zihninin aksine, görüntü çok netti. Fikret gelmişti: Aleykümselam kardeş! Uzun zamandır görüşmeyen iki dost gibi sımsıkı sarılmadılar birbirlerine.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder