Biz ki ustasıyız o havalara gomanın! Hayatı, okaliptüsü fazla kaçırmış koala kafasında yaşar; çayı, ince belliden çift şekerli içer; sigarayı ise ancak ve ancak kibritle yakarız. Mübalağayı çılgınlar gibi sever, aklımıza estikçe de yazar-çizeriz muhterem...

10 Haziran, 2013



Yuvarlandık.

Rampa yukarı böyle, olabildiğince diklemesine. Olamadı, pek bir mesafe katedemedik.
Yokus asağı salıp gitmemizi isteyenler oldu mesela. Lakin kendimizi bosa almak uymadı zerre kadar tıynetimize.

Bilmem kaç sene evvel, tütün mevzuğunda pasif içici konumundayken henüz, bir adım attık.
İnsanlar mutlu oldu.
O zamanlar öyle her evde video kamera ya da çok acayip tekolojilerle bezeli cep telefonları olmadığından ölümsüzlesemedi o anlar. Olsaydı, ölmezdi o tay tay giden bebek.
Öldü.
O gün yürüdük deyu sevinen insanlar da öldü ara-sıra. Geriye kalanlar da alamadığımız yollara üzülmekle mesgul simdilerde.
Bizden olmasa da rahmete erenlerden öğrendiler ulan nihayet: Mesele yürümekte değil, yol almakta.

Alamadığımız seyler yollarla sınırlı kal(a)madı üstelik.
Heves ettik, alamadık. İmrendik, alamadık. Çalıstık, alamadık. Hak ettik, alamadık. Uzandık, alamadık. Sattık, alamadık. Verdik, alamadık. Sevdik, alamayacağız...

Ama bak, yapamadığımız her sey üzerine en az yedi kez salık aldık ihtiyarlardan, tutmadık.
Çünkü onlar bize sadece salık verdiler, salık tutmayı öğretmediler. Ahmak olan yanımıza mağlup olduk; yaradılıs, zaman ve mekanın önüne geçti çoğu zaman ve biz, tatbik ederek öğrenmeyi seçtik.
Tatbikler hatta. En az sekiz kez...

Yol alma mevzusuna fena takıldık galiba. Dünyanın dörtte biri alakamızı cezbetmemis olacak ki dörtte üçünde yürüdüğümüze inandırdık kendimizi. Gözardı ettiğimiz bir sey vardı yalnız! Tas ne kadar yassı, ne kadar pürüzsüz ve ne kadar kusursuz olursa olsun, suda sadece seker lan. Üç, bilemedin bes kere. Sonrası malum...

02 Haziran, 2013



Mama Said, debriyaj balatası bitik bir Şahin misali son bir fırt daha asılmak istedi sigarasına ve stop etti. 
Birileriyle göz göze gelmesi gerektiğini hissederek kafasını kaldırdı ama karşısında buz tutmuş yolda zincirleme kazaya karışmış üç arabadan fazlası yoktu. 
Balzac Şafak, sol önden karışmıştı kazaya. Sol farı darmadağın olmuş, çamurluğu da dikişlik kıvama gelmişti. 
Hamlet Mehmet olacakların farkına varmış ön kaportaya hasar almamak için hazırlamıştı kendini. Tabi bu sağ arka kapıdan bagaj kapağına kadar olan macunluk darbeyi önlemeye yetmemişti.
En mağdur görünen Bierhoff Raif'ti. Ne olduğunu bile anlayamadan hem sağ, hem de sol tarafı boydan boya dağılmıştı. En azından yürüyen aksamda bir sıkıntı yok diye avutmuştu tabi kendini.

Said, aşırı hızla kontrolden çıkıp da masaya bodoslama girdiğinde, nihayet ortamdaki sükunet bozulmuş oldu. Ağır hasarlı üç arabadan selektör gelinceye değin iki "ronk ronk" daha yankılandı tamirhanenin yazıhanesinde. 
Üçüncü "ronk" ile beraber kafalar masadan kalktı ve Said, karşısındaki üç adamın geriye sağlam kalan altı gözünü tek tek süzdükten sonra heybesinden çıkardığı hacı yağı şişesinin mantar tapasını açtı, muhteremler, dedi bir çırpıda ve mecalini yokuş aşağı vurdurarak zehri saldı, Pembo Mustafa'yı öldüreceğiz!
Sanki ezan okunuyordu da, Aziz Allah, diyordu Said. Öylesine olağan kurmuştu cümlesini.
Ardından masadaki izmaritleri işaret ederek kendisinden beklenmeyecek bir naiflikle devam etti, sigara içmek öldürür!

Sekizde sekiz kusurlu dört arkadaşın kusurları toplamı otuziki, farzı ise birdi artık...

***

'96 yazı, ikameti Turşucuk Mahallesi olan diğer bütün veletler için olduğu kadar Raif için de unutulmazdı. Dünyada geçirdiği vakit çift haneli sayılara henüz ulaşmayan bu çocuk, ikisi ağır dört taşınma vak'ası yaşamıştı. Sırasıyla '88, '90, '92 ve '94 yıllarında gerçekleşen bu vak'aların yegane sebebi ise babası idi...

'86 sonbaharında, babasının kazandığı ilk iddia olarak geçmişti kayıtlara Raif. Şans, uzun bir süre daha pederin yüzüne gülmeyecek ve Raif'e dönüp yakası bağrı açılmamış küfürler edecekti.

'88 yılının 9 Haziran akşamında mahalle kahvesinde büyük bir gürültü kopmuştu. Masaya vurulan okeyin bile sesini bastıran bir adam soruyordu: Var mısın lan iddiaya?