Leyla'yı çok sevmiştim.
Aslı'yı da.
Şirin'i çok sevecektim, korktum.
Zühre'de korkmadım, beyhude bir sevgi idi ne olsa.
Muazzez'i hiç sevmedim, Allah affetsin.
Her biri rolünü tamamladı ve hikayeden ayrıldı şimdilerde:
"Sahne 103. Gündüz, Dış.
Kız, oğlana bakar, konuşur:
-Sen mutlu olmak istemiyorsun ki.
Ve kız, oğlanın yanından uzaklaşır. Buraya hisli bir şarkı koyuyoruz ve sahne ağır akıyor."
Sevgili dostum, o an oracıkta, kulağımda o şarkı çalarken ve sigaramı henüz dumanlamışken ölsem; şu dünyadan en son bir sigara dumanı ve birkaç nota olsa alsam ve her şeyi bir nefeste verip gitsem acayip fiyakalı olabilirdi. Lakin hiçbirinde bu olmadı, olmayacak. Muhtemelen saçma sapan bir trafik kazasında, hani sağ çıksam da çay ocağında anlatsam herkesin güleceği bir olayda öleceğim. Neyse, ölmek şimdilik bana uzak, ortalama bir adam olarak yetmişe dayanırım eteklerimde güneş rengi bir yığın yaprak. Hem şunun şurasında ne kaldı: Yaş yirmi sekiz, yolun beşte ikisi eder.
***
Leyla.
Sana bir fotoğrafını göstermek isterdim azizim. Lakin hepsi yandı.
"Baylar, şu direğin dibindeki sandalyede oturan kıza baksanıza bir. Tamam. Bir daha bakmayın." diye bir kibritin kavında tutuşan gönlüm sönmesin diye, geriye kalan üç beş parça köze çıra yaptım o kurumuş, o sararmış, o solmuş ve içi geçmiş gülümsemeleri. Arap diyarlarında kuma ateş çaldığında tutuşan neft yatakları kıskanırdı o alevin rengini.
Leyla. Ah Leyla
Sevgili dostum, ilkini ve ikincisini bilemem amma ve lakin üçüncü cihan harbi bir kadının gülüşü uğruna çıkacaktır ve kanaatimce, Avusturya - Macaristan veliaht prensinin hanımı ne güzel gülüyordu öyle, gibi bir sebebi olacaktır görünürde. Zira son ırmak kuruduğunda, son ağaç kesildiğinde, son balık öldüğünde; beyaz adam, kadının artık gülmeyen bir varlık olduğunu anlayacak.
Leyla. Ah Leyla. Sende mi Leyla?
Hayır sevgili dostum, -de ayrı olmayacak. Saatimi bulamıyorum, vakti anlayamıyorum, ikindi ezanlarını duyamıyorum. Leyl ile nehardan gayrı vaktim kalmadı. Leyl ile başladığım, Sinimmar titizliğiyle kurduğum cümle hayalleri, nehara erince bir bardak çayın yanında kıtlayarak tatlandırmaya çalışıyorum bu ömrü. Münzir'den farkım nedir? Asma bahçelerime zeval gelmesin diye o taşa hiç dokunmadım, evet. Lakin diğer taş azizim, o nerede?
***
Aslı.
Sana bir fotoğrafını göstermek isterdim azizim. Lakin hiç olmadı.
Baylar, diye başlayan fiyakalı cümlelerin öznesi ya da afili bir zincirleme sıfat tamlamasının son halkası da olmadı. Uzaktı en az bir matematik problemi çıkarılabilecek iki şehir arası ve ikametgahlarımızı aldığımız muhtarlıkların birbirine olduğu kadar amma ve lakin onu uzaktan sevmek, aşkların en güzeli idi.
Aslı. Ah Aslı.
Sevgili dostum, Ermeni bir keşişin kara büyüsüne kurban olmuşlar kadar derindir bu ahım. Belki ağzımdan alevler çıkmaz, haklısın. Lakin saçlarından tutup, kor gözlerimle, yaşlı gözlerine dalıverip gidememek de bir köz birikintisi değil midir?
Aslı. Ah Aslı. Sen de mi Aslı?
Evet sevgili dostum, -de ayrı bu kez, en az bir matematik problemi çıkarılabilecek iki şehir arası ve ikametgahlarımızı aldığımız muhtarlıkların birbirine olduğu kadar hem de. Ah almış bir cengaverin iki yakası, altmış, yetmiş ve seksenlerin Prusya'sı, dünyanın cümle anakaralarının yüz ölçümleri toplamı kadar ayrı hem de. Afrika hariç.
***
Şirin.
Sana bir fotoğrafını göstermek isterdim azizim. Lakin kıyamıyorum.
"Baylar, ödüm patlıyor bu kıza bakmaktan." diye başladığım şiiri bitiremezdim korkudan. Vakti zamanında azılı denizcilerin yelkenlerinin nasıl da rüzgarla dolduğu anlatılagen efsanelere mekan olan bir şehirde, bir gamzelik rüzgardan kaçmak, güzelliğin zulme çaldığı sınırı öteye geçmek ne demek bilir misin?
Şirin. Ah Şirin.
Sevgili dostum. İnan, bunun nasıl bir hissiyat ve yahut fiiliyat olduğunu ben de bilmiyorum. En iyi zinoslar bilir bu bahsi. Bir ihtimal sakar mekeler ve tabi ki karabataklar da bilebilir. Benim hatırladığım ise bir uçurumun kenarında olduğum ve bir sigara dumanının beni yardan aşağı itmeye yettiğidir.
Şi rin. Ah Şi rin. Sen de mi Şi rin?
Evet sevgili dostum, bu kez her biri ayrı, hepsi paramparça. Korku, her şeyi darmadağın etmenin en geçerli bahanesi, ben dahil. Yardan aşağı yuvarlanan bir adamdan sağlam kalmasını bekleyemeyiz değil mi azizim? Peki ya yardan? Belki bir zinostan bunu bekleyebiliriz. Sahi, martıya zinos derdik değil mi?
***
Zühre.
Sana bir fotoğrafını göstermek isterdim azizim. Lakin duyamazsın.
"Baylar, ayıp oluyor ama..." diye başlayan hikayelerin en güzeli belki. Belki de güzelliğin ayba çaldığı sınır. Beyhude zaman geçirmelerin en kıymetlisi belki. En kıymetli zamanların beyhude geçmesi belki de. Bulutlar üstünde gördüğüme yeminli şahitlik edebilirim belki. Denizler altında bilmem kaç bin fersahta görmüşümdür belki de.
Zühre. Ah Zühre.
Sevgili dostum, Tahir olmak hiç ayıp olur mu? Mesela denerken damarlarında bi serumu ölmek hiç ayıp olur mu, diye sorduğunu duyar gibiyim. Tabi ki ayıp olmaz. Hayır, bir serumu denerken ölmeyi kastediyorum. Tahir olmanın ayıbını da ben bilirim; zinoslar, sakar mekeler ve karabataklar şöyle dursun.
Zühre. AhZühre. SendemiZühre?
Hayır sevgili dostum, boşluk bırakmayı unutmadım. Her şey o kadar ani gelişti ki durup düşünmeye, bir nefeslik boşluğa sığınamadım. Bir dizeye sığınabilirdim belki. Şairdik, gözlerimiz yeşildi amma ve lakin sağır değillerdi ve duymasam çok ayıp görülürdü. Bir şiirin bütün dizeleri tutmuyorsa hikayemizle, buradan bir başka şiir çıkacak, işte bunlar hep şiir olacak demektir azizim.
***
"Baylar, buralarda çayı içilir bir ocak tüter mi?" diye başlayan hikayenin kıymetli yadigarı sevgili dostum;
kaybedecek neyim var ki, diye diye geldiğim noktada, geri kazanmak için çabalayacağım bir sürü şeyim oldu amma ve lakin nafile olduğunu biliyorum. Pek tabi ki yalnızca bir kadına sevdalanmak uğruna bu dünyada değiliz, bilirim. Yine de lütfen beni ikna etmek gayesiyle bir şeyler söyleme. Kararım katidir.
"Bir şehirde içtiğin çaydan tat almaz olduysan, ya sigarayı değiştirmenin ya da başka bir şehirde çay içmenin vakti gelmiş demektir.." demez misin hep? Beni bilirsin, sigarayı değiştiremem.
Sağlıcakla kal muhterem.
Not: Muazzez'e durumu izah etmeni istirham ederim.

